GÖLGEDEKİ's notes (418) 

Please wait...
Sorry, the note you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't post your note right now. Please try again later.
To post a note you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off notes.
Sorry, we can't delete your note right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of notes that can be posted in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to post notes disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish posting your note.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

To post a note, sign in with your Windows Live ID (it's your Hotmail, Messenger, or MSN account). Sign in


Don't have a Windows Live ID? Sign up

Yaşaman İçin Ölüyorum..
Bilmiyorum artık hiçbir şeyi, yaşanmışlığın tam kıyısında olup da yaşanacaklara bakıp susmak, boğazında bir sen ile değirmeni öğütüp arşınlamak.. Bilmiyorum dedim ya işte.. Bilmiyorum... Artık hiçbir şeyi bilmiyorum... Bildiğim zamanlarımın sarhoşluğu hala bedenimde, bilinmezlere gidişler kapı eşiğimde... Küçük bir merhabaya kısılıp onun ardına iteklediğimiz ama söyleyemediğimiz, haykıramadığımız, akıtamadığımız o kadar çok çığlığımızı damarlarımızda hisseder iken sadece zorunlu merhabanın istemsiz suskun cevabını verip susmak, susarak konuşmak boynu bükük yüzlerimizle içten içe...

Dokunmadan ezberlediğim, görmeden içinde kaybolduğum, tutmadan aktığım "sen" ile susmak içimde yağarak nasıldır biliyor musun? Dudaklarımı kanatırcasına ısırıp "sus" olmak.. Yağmurlar senin ile ılık damlarken tenime artık çığ buzulluğunda vuruyor damarlarıma ve ben her tanesini değdiğinde sen yapıp buharlaştırıyorum soluğumda... Soluk vermek istemiyorum içimde seninle kalıp çimenlerin üzerinde ağustos böceklerini dinlemek istiyorum ama yine kanatırcasına ısırdığım dudaklarım "sus" ları iliştiriyor dolu dolu gözlerime...
Bilmiyorum dedim ya hani? Bildiklerimizin çaresizliğinde ölmek var ya hani? İyi olman için ben kendimi öldürüyorum... Çünkü artık "aşk" için son nefesimi seninle vermeye yürüyorum.....
yazan cahit akay..
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
Hazan Yaprakları
Yine batıyor güneş,
Nemli gözlerinin elasında.
Gökkuşağı gibi bakışların,
Batıyor Akdeniz'in ufkunda.

Eylül sarısı saçların,
Hazan yaprakları gibi,
Eser kalmadı,
Hazeran gülünden.

Renk verir akşam güneşi,
Bir zeytin ağacının başucundan.
Çatlak dudaklarına nar çiçeği,
Yüreğime gül kurusu hüzün düşer.

Gülüşün yüreğimi ısıtsın,
Bir dal kalmadı tutunacak,
Sevdadan başka.
Soğudu gülü tutan ellerim.
yazan cahit akay
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
GÖZLERİN
Güzel gözlerini alıp karanlıklara hapsettin beni
Harab ettin yalnız haylinle dönebildiğim gündüzleri
Çekip gitmeden önce güneşimdi gözlerin
Şimdi ise aşkın kara pençeli hasreti oldu gözlerin

Sözlerin acı sözlerin paramparça tüm umutlar
Ne sevgi ne aşk ne de bir tutku kaldı bir tutam
Gönlüm derin uykuya çekildi hasretin son bulana kadar
Hala o güzel konun var düşlerimde buram buram

Bir sesler duyuyorum anlamsız yada az hatırladığım
ucu bucağı belli olmayan zifiri karanlıklardan
sonummu bu
beni ölüme çağıran hep o gözlerin...
yazan cahit akay
:::::::::::::::::::::::::::::::
iyi günde kötü günde insanın yanında olabilicek sevincini üzüntüsünü paylaşabilecek gerçek dostlar bulmanız dileğiyle sevgiyle kalın allah emanet olun arkadaşlarım hayırlı akşamlar sakın gülmekten vaz geçmeyin bir gülüşünüz dünyaya bedel
sevgilerimle
Nov. 9
Sevmek böyle özdeşleşmemeliydi isminle. Ve sen bunca yoğunluklar içinde sıyrılıp sonsuzlaşmamalıydın içimde. Kaçsam bu duygudan, kurtulabilir miyim(?) bilmiyorum. Kurtulmaya çalışsam pesimden gelir mi bu sevgi? Bilmiyorum. Sen bir bilinmez olarak devam edip gidecek... Ne yazık , çok yazık! Ben seni insanlarla paylaşmak istiyorum. Oysa insanlar seni kendilerine ait kılmak istiyorlar. İnsanlar seni benimle paylaşmak istemiyorlar. Korkuyorlar benden. Evet, içimdeki yüceliğini, içimdeki sonsuzluğunu biliyorlar da korkuyorlar benden. Seni benimle paylaştıkları zaman seni çekip alacağımı ve hatta senin kendiliğinden bana geleceğinden korkuyorlar. Ve susmadığım zaman biliyorlar ki sen büyüyeceksin içimde. Benim sözcüklerimle yüz yüze gelmek istemiyorlar onlar. Biliyorlar ki sözcüklerle gelsem sığdıramayacağım seni hiçbir şeye. Ve onlar bütün bütün bunlara rağmen seni küçük sevgileriyle anlatmakla yetiniyorlar. Seni büyülten ve yücelten bir duyguya bir sevgiye karşı durup, onu sindirme cesareti bulamıyorlar kendilerinde ... Ve sen, tüm bu insanlar içinde evet sen bile o küçük hisciklerle yetinmek istiyorsun., istiyorsun çünkü o hisçikleri görüyor, kabulleniyor ama beni farketmiyorsun bile. Düşüncelere sürüklüyor bu beni. İnsanlar evet korkuyorlar ama ya sen? Sende öyle olacaktın? Sende mi onlar gibi olacaksın? Anlamıyorum ya senin korkun nedir! O küçük göllerde yüzmekle yetinip bu koca deryadan neden kaçarsın bilmem? Enginliği ve sonsuzluğu mu seni korkutan, limansızlığı, geriye dönüsü olmamasından mi? Evet, bu yola girersen geriye dönemeyeceğinin korkusunu yaşıyorsun. Oysa ben seni yüreğimin bir yerlerine hapsedecek değilim. Sevgi tutsaklık değildir hiçbir zaman. Sevgi hapsetmez seni yaşatır. Sevgi salar, sevgi özgür kılar sevgi özgür kılar. Aslında sen o küçük hisçik göllerinin içine hapsolmuşsun da, haberin yok be sevgili! Bana gelsen, tutsaklıktan çıkacaksın oysa. Oysa! Biliyorsun iste! Bilsen! Bilsen! Bilsen benimle yeni bir doğuşa varabilirdin. Sevmeden de sevilebileceğini görürdün. Ben seni insanların yasadığı bir yerde bekliyordum... Belki de biliyorsun. Nedir sendeki olup bittiler bilmiyorum ki, bir kerecik olsun bile onlardan sıyrılıp da "SEN DE BENİMSİN" demedin ki bana. Nerden bileyim. Sen benimdin ama ben senin değildim. Sen sana ait olmayanlara sahiplendin, bense yaşadıklarıma. Sen, ah sen! öyle uzaksın ki... Öyle uzaksın ki ey sevgili, SENİN İÇİN ÖLEMİYORUM AMA, SENİN İÇİN YAŞIYORUM

pıran galar ve mavi asalet
^^.. Sende Gİt İstersen FahİŞe GÖnÜllerİn KahpelİĞİ Koymaz Bİze Sende Unut İstersen Bİzİm GÖnÜl FahİŞe DeĞİl Ama Unutani Unuturuz Bİzde Kahpece ..^^
Sevgilim geç kaldın aşka.
benide hayata geç bıraktın.
yaşayan bir ölüyüm şimdi
sensiz, sessiz bu baharda!!!
cennetlik duygularla cehennem oldum kaldım
yandım yandım...
SevgiLim inanmadın A$Ka
gerçekle yüzleşince korktun kaçtın
yaşayan bir ölüyüm şimdi
beni anınca için sızlamazmı!!!
hangi yasak iki kalbe bedeldir söyle
sitem etsem dünyaya avunmaz kalbim
hangi yasak bedeldir ikimizeee
en tatlı rüyadan uyandım...
YandıM...YandıM...YandıM..






*.-*.-*.-*.-*.-Prangalar Ve Mavi*.-*.-*.-*.-*.-



Dilim bağlanmıştı ama
Kalbim seni anıyordu,
Sen bana ümit vermiştin ama
İçimden bir ses ümitlenme diyordu
Sen bilmiyordun ama
Gözlerimden ince ince yaşlar akıyordu,
Sen beni ne kadar sevmiştin bilmem ama
Bu yürek seni gökyüzü kadar çok seviyordu..
Neden gökyüzü dedim anladınmı bilmiyorum ama
Sevdam gökyüzü kadar mavi kokuyordu.
Mavi sen kadar özgürlük oluyor
Özgürlük aşka kadar sürüyor
Aşk olunca insan esaret altında oluyordu,
Şimdi ben sana hem aşık
Hemde sende tutsağım,
Sana hala gökyüzü kadar aşığım
Ve bir o kadarda tutsağım sevdana,
Ben anlatamadıysam sen anla artık
Ben seni prangaların maviyi sevdiği kadar
Çok seviyorum........!

Nov. 7
KOLUMU KESİVER KOMUTANIM ,
Çanakkale’de savaş kızışmıştı ALLAH… ALLAH… nidaları top seslerini bastırıyordu. Çanakkale Savaşların’da
kumandanlık etmiş, yaralanmış, emekli bir subay o anda yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor:
“Bir aralık yanımda bir ayak sesi duyar gibi oldum. Geriye dönünce, Ali Çavuş ile karşılaştım. Sapsarı olmuş,
yüzünden büyük bir ızdırap okunuyordu. Daha neyin var demeden, o her şeyi anlatmaya yetecek olan kolunu
bana gösterdi. Dehşetle ürpermiştim. Sol kol bileğinin dört parmak kadar yukurısından aldığı bir isabetle hemen
tamamen kopacak bir hizaya gelmiş, eli yere düşmekten, ancak zayıf bir deri parçası alıkoymaktaydı. Ali Çavuş
dişlerini sıkarak ızdırabını yenmeye çalışıyordu. Sağ elindeki çakıyı bana uzatarak “şunu hemen kesiver komutanım”
dedi. Bu üç kelimelik cümle öyle müthiş bir istek, öyle bir mecburiyet ifade ediyorduki, gayrı ihtiyari çakıyı aldım ve
derinin ucundan sallanan eli koldan ayırdım. Bu tüyler ürpertici vazifeyi yaparken, bir şey söylemiş olmak için;
“üzülme Ali Çavuş ALLAH vücduna sağlık versin.” diye mırıldandım.
O yere düşen elin, elsiz kalan koluna ve bir oluktan boşanır gibi akan kanlara kıymet bile vermiyordu. Gözlerini
duman ve ateş içindeki yurt ufuklarına çevirerek”Feda olsun, yeter ki memleket sağ olsun!” diye mırıldandı.
Ali Çavuş yalnız elini değil, çok geçmeden hayatını da bu memleket uğruna, bu mukaddes ülkeyi korumak
yolunda feda etti. Gözlerini hayata yumarken de aynı kelimeleri tekrarlamış:
“ALLAH imandan ayırmasın! Canım vatana feda olsun!” demişti.”
RABBİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN AMİN..
Nov. 4
İçi Yalan Dışı Yalan
Her Bakışı Binbir Plan
Gül Boyanmış Kara Yılan
Abur Cubur Abdullah

Etme Dedim Tutma Dedim
Dostluğu Unutma Dedim
Sana Verdiğim Lokmayı
Çabuk Biter Yutma Dedim

Abur Cubur Adam
Ben Seni Nidem
Daha Kendini Bilmezsin
Kimdir Yanındaki Madam

Bir Elinde Kamerası
Sanırsın Film Ağası
Her Dolapta Numarası
Abur Cubur Abdullah

Etme Dedim Tutma Dedim
Dostluğu Unutma Dedim
Sana Verdiğim Lokmayı
Çabuk Biter Yutma Dedim

Abur Cubur Adam
Ben Seni Nidem
Daha Kendini Bilmezsin
Kimdir Yanındaki Madam

Der Mahzuni Tövbe Olsun
Böyle Dost Düşmana Kalsın
Şeytanlar Namazın Kılsın
Abur Cubur Abdullah

Etme Dedim Tutma Dedim
Dostluğu Unutma Dedim
Sana Verdiğim Lokmayı
Çabuk Biter Yutma Dedim

Abur Cubur Adam
Ben Seni Nidem
Daha Kendini Bilmezsin
Kimdir Yanındaki Madam
Oct. 31
sementa cadiwrote:
Selamlar...
Seviyeli arkadasliklarin oldugu Kamerali Sesli Eglence Sohbet sitemize sizide davet ediyoruz...Aramiza katilmak istemezmisiniz...
http://www.zirveyolu.com
http://www.zirveyolu.net
Oct. 18
(¸.•´♥♥.¸.•´¸.•*´¨) ¸.•*¨) ¸.•´¸.•*´¨) ¸.•*¨)
Feliz Final de Semana / Happy Week
╔══╗
╚╗╔╝
╔╝╚╗ (¯`v´¯)
╚══╝ `•.¸.•´
╔╗╔═╦╦╦═╗ ╔╗╔╗
║╚╣║║║║╩╣ ║╚╝║
╚═╩═╩═╩═╝ ╚══╝
Quando estiver em silêncio pensando
em alguém, lembre-se que
estarei aqui em silêncio pensando somente em você.
http://i37.tinypic.com/2ng7bbc.gif
Com todo meu carinho
With all my affextion
http://img79.imageshack.us/img79/2032/bestfriendsluluasolspac.gif
Amigos quando não estou aqui ainda assim voce está em meu coração
Friends when I am not Here but you always my heart
(¯`L´¯) Luz ♥ Light♥
.`•.¸.•´(¯`O´¯) Paz & ♥ Peace &♥
******.`•.¸.•´(¯`V´¯) Amor ♥ Love♥
************.`•.¸.•´(¯`E´¯)
******************.`•.¸.•´
************♥ Hugs n Kisses ♥
ღLULUASOLღ ¸.•´¸.•*¨) ¸.•*¨)
Oct. 15
Zeynel akwrote:

Sevgi Yazalım…

Her takvime yaprak yaprak
Yıllara sevgi yazalım.
Burcu burcu koksun toprak
Güllere sevgi yazalım.

Bayramlar gelsin sevgiyle
İnsanlar gülsün sevgiyle
Gönüller dolsun sevgiyle
Dillere sevgi yazalım.

Aşkla kursun kul yuvayı
Yûnus zikretsin Mevlâ’yı
Mecnun bulunca Leylâ’yı
Çöllere sevgi yazalım.

Sevgi meclisine giren
Mevlâna’dan feyiz gören
Hak’tan alıp, halka veren
Ellere sevgi yazalım.

Her karış toprağa taşa
Edirne, Ağrı’ya, Muş’a
Türkiye’mde baştan başa
Yollara sevgi yazalım.

Sevgi sarsın yeryüzünü
Sevgi her işin çözümü
Ozanlar çalsın sazını
Tellere sevgi yazalım.


Hikmet Elitaş


SAĞLICAKLA KALIN…
ALLAHA EMANET OLUN…
Oct. 13
:::







Sus Söyleme!








Sen istersen kabul et istersen firar et





Ben öğrenirim yalnız mutluluğu
Küçük bir çocuğun elinden şeker alır gibi
Çaldınız benim mutluluğumu

Yanağına konan kar tanesi eriyip dudaklarına indiğinde,
Hissettiğin o bir damla serinliği benimle paylaşmak istersen,
Yönünü rüzgara dön ben o rüzgardayım

Tanrının gücüne gitmesin hep isyanları oynuyorum
Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç , bir tohumla başlar ;
En uzun yolculuklar bir adımla başlar;
Gerçek sevgiler ise küçük bir tebessümle başlar.


Kimse üstüne alınmasın kendime bir yol arıyorum
Kimseye yalan söylemem gerçekleri duymaya gelemem
Önce git sonra ben anlarım aklına gelince ayrılık



Sus Söyleme!

Seni unutmak zor anlatmaksa imkansız,
Sen unutuldukca hatırlanan,
Anlattıkca bitmeyensin meleğim..



Hiç gücüm yok karşında gerçeği duymaya
Yeniden yalnız eski yitirmiş olmaya
Alıştım yalnızlığın soğuk makamına
Üşümeyim yeter

Seni uzaktan sevmeyi, bana bakmadan görmeyi,
Seni duymadan dinlemeyi, gözyaşlarımla gülmeyi
Ve kavuşmak için sabretmeyi,
Her şeyi öğrendim ama sensiz olmayı asla...









Sus Söyleme!




KARAMELRK CEYLAN




Oct. 10













Bir kadın, evinden dışarı çıkar ve uzun beyaz sakallı üç yaşlı
adamın evinin önünde oturduklarını görür. Onları tanımaz.

- "Ben sizi tanımıyorum ama aç olmalısınız" der.
"Lütfen içeriye gelin ve bir şeyler yiyin."


- "Evin erkeği içerde mi?" diye sorarlar adamlar.

- "Hayır" der kadın. "O dışarıda."

- "Öyleyse içeri gelemeyiz" diye cevap verirler.

Akşam olup kadının kocası eve geldiğinde,
kadın başından geçenleri kocasına anlatır.

- "Git onlara söyle ben evdeyim içeri gelebilirler" der.

Kadın dışarı çıkar ve onları içeri davet eder.

- "Hepimiz aynı anda içeri girmeyiz." der ya lı adamlar.


Kadın öğrenmek ister ;

- "Niye giremezsiniz?"

Yaşlı adamlardan bir tanesi açıklar :

- "Onun adı ZENGİNLİK" der ve bir arkadaşını gösterir,
bir diğerini işaret eder,"O BAŞARI",
ben de SEVGİ." Sonra ekler ; "Şimdi içeri gir ve
kocanla konuş, hangimizi evinizde istersiniz?"

Kadin içeri girip söylenenleri kocasına anlatır.
Adam duyunca neşelenir.




- "Ne güzel!" der, "madem öyle, Zenginliği içeri
çağıralım ve evimizi zenginlikle doldursun."

Karısı itiraz eder ;

- "Canım, niçin başarıyı çağırmıyoruz?"

Bu sırada konuştuklarını evin diğer köşesinde bulunan
gelinleri duyar. Zıplayarak gelir ve kendi fikrini söyler.

-"Sevg'yi çağırsak daha iyi olmaz mı?
Evimiz sevgiyle dolar!"




- "Gelinimizin önerisini dikkate alalım" der adam karısına.
"Dışarı çık ve Sevgiyi bizim misafirimiz olması için davet et."

Kadın dışarı çıkar ve üç yaşlı adama sorar ;

- "Hanginiz Sevgi? Lütfen içeri gel ve misafirimiz ol".

Sevgi ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar.
Diğer iki yaşlı adam da onu takip ederler. Kadın şaşırmış
bir şekilde Zenginlik ve Başarıya sorar :

- "Ben sadece Sevgiyi davet ettim, siz niye geliyorsunuz?"

Zenginlik ve Başarı bir ağızdan cevap verirler :




- "Eğer Zenginlik ya da Başarıyı davet etmiş olsaydın
diğer ikisi dışarıda kalırdı ama sen Sevgiyi davet ettin.
O nereye giderse biz de oraya gideriz.
Nerede Sevgi varsa,
orada Başarı ve Zenginlik de vardır!"


RUZGAR GEZMIS







Three passions have governed my life:
The longings for love, the search for knowledge,
And unbearable pity for the suffering of [humankind].

Love brings ecstasy and relieves loneliness.
In the union of love I have seen
In a mystic miniature the prefiguring vision
Of the heavens that saints and poets have imagined.

With equal passion I have sought knowledge.
I have wished to understand the hearts of [people].
I have wished to know why the stars shine.

Love and knowledge led upwards to the heavens,
But always pity brought me back to earth;
Cries of pain reverberated in my heart
Of children in famine, of victims tortured
And of old people left helpless.
I long to alleviate the evil, but I cannot,
And I too suffer.





DEVRIMCI

Oct. 10
EYVAH! SIRTIMDAN VURULDUM

Dostluk;
aslında en şeffaf ve en mağrur kelime. Bizlerin “dost” dediğimiz, sağ yanımıza aldığımız ve her fırsatta şefkatli bir omuz saydığımız dostlarımızı seçerken dikkat etmemiz gereken en önemli şey Hak rızası olmalıdır. Zira temelinde hak rızası olmayan paylaşımlara “dostluk” diyemeyiz. Bu olsa olsa menfaat birlikteliğidir ve ilk fırsatta da bu birlik bozulmaya mahkumdur.
Hayat denen yolculuğumuzda yaşadığımız olaylarda insanlar ya yanımızda ya karşımızdadırlar. Karşımızda olanlar ile mücadele bir ömür boyu kaçınılmazdır. Ama aslı riskli olanı karşımızdakiler değil yanımızdakilerdir. Zira karşımızdakilerin sıfatı zaten bellidir, nettir.
Yanımızda olanların da renkleri net olmalıdır ki ilişkiler sağlıklı olsun.İhanetler yaşanmasın. Yanımızdakilerle mücadele etmek zorunda kalmak yaşanılacak en büyük şanssızlıktır. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” der hükema. Şüphesiz söylenildiği zamanda değeri ne ise günümüzdeki değeri de fazlasıyla öyledir.

İnsanı rezil de eden, vezir de eden yanındakiler değil midir?
Düşününüz, “dost” dediğinizle birlikte bir yola çıkarsınız. Güven, sadakat, inanç ve samimiyetin esas olduğu bir yoldur bu. Bu menzilde giderken sizin bileğinizdeki güç olmalıdır dostunuz. Canınız sıkıldığında anlamalıdır hal lisanınızdan üzüntünüzü ve siz istemeden gelmelidir vefası en dost şekilde. Ama bütün bunlara rağmen siz dostunuzu her halîkârda yanınızda görmek isterken, o bırakın yanınızda olmayı size inancını dahi sorguluyor ise en kötüsü “ben herkesle iyi geçinmeliyim sen bak başının çaresine” diye düşünebiliyorsa ve bunu yüzünüze vurmaktan zerre kaçınmıyorsa iyisi mi siz boş verin gitsin. Konuşmaya bile değmez çoğu kez böylesi dostluklar. Zira "Her yerde olan hiç bir yerde değildir, bir yönde olan ise her yerdedir…"

İşte böylesi durumlarda çok güçlü olmanız gerekir. Aslında bütün ilişkilerinizde güçlü olmanız esastır..Zira dostluklarımızda gidişatı belirleyen en önemli etkendir kendi kişiliğimiz. Güçlü, karakterli, iradeli bir kişiliğe sahip isek doğal olarak yanımıza aldığımız zayıf iradeli, zayıf karakterli kişiler bizi taşıyamayacaklardır. Eğer bu konumdaki dostlarımız bizi ilk fırsatta yapayalnız bırakıp hatta karşımızda yer alıyorlarsa bu aslında onların suçu değildir, onları dost hanesine yazan bizlerin suçudur bana göre. Yani güçlü ve dengeli kişiliğimizin yanlış seçimlerimiz sonucu verdiğimiz fuzuli değerler nispetinde zayıf karakterler bizim için dezavantaj olacaktır. Öyle ki bu tarz kimselerden bir gün radikal bir şekilde zarar görmek kaçınılmazdır.

Bu sebeple yanımızda bulunan kişilerin bizi taşıyabilecek kişilerden seçimi çok önemlidir. Eşimiz, arkadaşımız, sevgilimiz, yakınlarımız, pozisyonları ne olursa olsun yanımızdakiler bizleri taşıyamayacak kadar ezik iseler en kolay tarifi ile bir gün bir vefasızlık sonucu yollarımızın ayrılması da kaçınılmazdır. İşte o zaman “Eyvah! Sırtımdan vuruldum” sözü ilk söylenen söz olacaktır. Çünkü yanımızdakilerin bu şahsiyet zayıflıklarını bile bile onlara itimat etmemiz, dost gözüyle güvenmemiz, ve olağan diğer gerçekleri göz ardı etmemiz değil midir bize bu sonu yaşatan şey? Kainatta her şey dengiyle beraberdir. Bizden gidenler de denk olamadıkları için gitmemişler midir? Neden bunu hiç düşünemeyiz?

Belki de düşünürüz de yine de vefamız dile gelir, konduramayız dost bildiklerimize.
Ama yinede değişmeyen gerçektir benim bunca yıllık hayat tecrübelerimden çıkardığım “Kime iyilik edip samimiyetimi paylaştı isem hep giderken sırtımdan vurdu” ifadesi. Bu benim yanlış dost seçimlerimin bir sonucu olduğu gibi “dost “ libasını giydirdiklerimin cisimlerinden de dar olmalarından kaynaklanmaktadır. Zira onların ezikliklerini, bizi her an satabileceklerini bile bile yıllarca yanımızda taşıyıp en yakınımızda tutuyor isek, sonuçlarından da şikayetimiz yine kendimize olmalıdır diye düşünüyorum. Neticede işte-aşkta-ve diğer kıstaslarda hayata sunumumuzu direkt olarak etkiyen bu dost dediklerimiz, bizden fıtraten ve konum olarak çok uzakta iseler o ilişkinin başarı şansı da yok denecek kadar az değil midir?

- Mesela yapılan iyilikler her fırsatta önünüze getiriliyorsa bu ilişkinin adı dostluk olabilir mi?
- Ya da sizin en çok ihtiyaç duyduğunuz anda sizden günlerce kaçanlar ne derece dostunuzdur?
- Peki sizin onurunuzu zedeleyenlerle bile bile dostluk gösterilerinde bulunanlar aynı anda size ne kadar dostturlar ve ve dostlukları ne derece güvenilirdir?..“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan da hiçbir yerde değildir” denilmez mi o zaman.
- Peki ya yanınızda sandığınız bu kişi bu desteğini her fırsatta bir kayıp olarak düşünüyorsa?

Bu çizgiler uzadıkça uzar, gider… Gider de biz de saflığımızla, kalakalırız bir başımıza. Ama her şeye rağmen aynalara baktığımızda vicdanımız çok rahattır, gülümseriz sırf bu yüzden En iyi intikamın vicdan azabı olduğunu düşünerek. Zayıf ta olsalar herkesin sızlayacak bir vicdanı vardır elbet mevcutları oranında. Ve biz yine de mutluyuzdur her şeye rağmen... Çünkü yekünü az ama muhtevası kainatı örten çok nezih dostlarınız vardır. Ve onlar her koşulda sizinle beraberdir. Sizi taşır ve onure ederler gerektiğinde.. Üzüntünüz hafifler..
İçiniz genişler.. her şeyden önemlisi tebessüm edersiniz hayata yeniden hem de eskisinden daha pozitif ve güçlü bir şekilde.

İşte şimdi tam da çılgınca bağırmak ve dünyaya meydan okumak zamandır:

“Dünyanın en mutlu ve en şanslı insanı benim! Çünkü benim çok değerli dostlarım var !”
diye…

............. G Ü N A Y D I N D O S T L A R I M ................
Oct. 10
:::::::::::





Bulutlar geliyor karşıdan koşarcasına; kararmış bulutlar, yanık bulutlar...
Gönlümden sel olup taşarcasına, gurbet yollarından dönmüş bulutlar...
Hüzünlerle çile yüklenmiş, umuttan yana sisli bulutlar.



Şafak vaktinde üç kere, beş kere öpüp, güllerden bir demet yapmıştım avuçlarımda.
Ne yazık ki ne söyleyebildim, ne de bir yol bulup gönderebildim sana.
Derdiğim güller yerlere düştü, sevincim mum alevi gibi söndü,
gül bahçesinden ayrıldığımda...
Baktım ki o an, çalı dikenli karanlık bir yoldu uzanan karşımda.
Hiç birşey düşünmeden saptım o yola...
Üstüm başım berbat, saçlarım darmandağınık,
pabuçlarım yırtık, ellerim kan içinde, yürüyordum usul usul zorluklarla.
Yorgundum, soluksuzlanmıştım.
Artık nice şeylerden geçmiştim, bir damla suydu isteğim...
Ne yazık ki bir çeşme bulup, içememiştim...
Sonbaharın rengi gibi, sapsarı çilelerle doluydu ömrümün kalan yolu.
Gönlümün kızaran semalarında;
yalnız bugün değil, dün de olduğu gibi,
sevdama kasteden tayfunlar esmekteydi.



Derdin bana "gelmek için binbir yol var",
var, tabi ki var, var da; töreler gibi engeller de var o yollarda...
Sen kış günümde açan, kardelenim bile olamazdın sevdaçiçeğim.
Oysa ben yaşların zehir olsa da, gözlerinden "çarem" der içerdim.
Duyar mısın feryatlarımı yağmur gözlüm?
Bu dünyada değil, öte tarafta da, biriciğim, tek eşim sensin, sen kalacaksın..
Ben sana gelemiyorken, derdiğim gülleri bile sana gönderemiyorken; kararmış,
çileler yüklü, umudu sönük, sisli bulutlar gelmekte üzerime, üzerime...
Her şeye rağmen, sen gene de sus, bekle beni...
Birşey deme, bozma hayallerini,
düşlerini de yitirme..
Ne birşey sor yazgıya, ne de söyle...
Sus sen, sen söyleme...



Nesrin Göçmen




This silent
While this desperate vaveyla wrap
şiirilerimi an autumn night
a distant country you
away from you in a dungeon
I lost ...
...
like a phoenix
After each fire
you are born again of the passion in me
I like to spite a
darkness of the night
leaving a bitter taste in my language
Although the name of the wings ...
..
This silent
While this desperate vaveyla wrap
the heart of a poet you captive
In a poem about you
Senli falls into a dream
I lost ...



Devrimci Ruzgar GEZMIS









Oct. 6
ÇOK GÖRDÜK
Uğraşman alçaklar beyhude yere,
İşkence, zulümü, zamı çok gördük.
Kolumuz alıştı paslı zincire,
Mahpusu, zindanı, damı çok gördük.
Asılsak korkmayız, sürgün az gelir.
Zulümü gördükçe bize hız gelir.
Aya sürün ulan, dünya vız gelir,
Fizan`ı, Yemen`i, Şam`ı çok gördük.
Biz medet ummayız vicdanı körden,
İsterse kaldıran olmasın yerden,
Mücevher de zaten düşmez değerden,
Çamuru, çorağı, kumu çok gördük.
Bak şu boynuzluya artık şey oldu!
Dilim de dönmüyor bilmem ney oldu,
Dünkü pezevekler şimdi bey oldu,
Ünvanı, şöhreti, namı çok gördük.
Arif`im zalime zulümü kalmaz,
"Tabutluk" tan geldik bize dert olmaz,
Acı patlıcanı kırağı çalmaz,
Kederi, tasayı, gamı çok gördük
Oct. 1
Zeynel akwrote:

Dünya sevgi ile döner…

Bak efendim bahçe bağa
Ekmek ile aşı sevgi
Lazım olan ölü sağa
Kainatın başı sevgi

Dünya sevgi ile döner
Ateş sevgi ile söner
Severek ölmesi hüner
İnsanların eşi sevgi

Sofradaki yenen aşın
Değirmende dönen taşın
Dünyadaki kurdun kuşun
Hep hayali düşü sevgi

Borani sevgi götürür
Meyveyi sevgi yetirir
Savaşı sevgi bitirir
Kesmez mi dövüşü sevgi

Halil Çimen

SAĞLICAKLA KALIN…
ALLAHA EMANET OLUN…
CUMANIZ MÜBAREK OLSUN…

Oct. 1
ÇIÇEKLE SUYUN HIKAYESI
Günün birinde bir çiçekle su karsilasir ve arkadas olurlar.
Ilk önceleri güzel bir arkadaslik olarak devam eder birliktelikleri
tabii zaman lâzimdir birbirlerini tanimak için.Gel zaman, git zaman
çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sigmaz artik ve anlar ki, su'ya asik olmustur.

Ilk kez asik olan çiçek, etrafa kokular saçar
Sirf senin hatirin için ey su" diye...
Öyle zaman gelir ki, artik su da içinde
çiçege karsi birseyler hissetmeye baslamistir
Zanneder ki,çiçege asiktir ama su da ilk defa asik oluyordur

Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
Su beni seviyor mu?" diye düsünmeye
baslar.Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle...
Halbuki çiçek,aliskin degildir böyle
bir sevgiye ve dayanamaz

Çiçek, suya "Seni seviyorum der.
Su, "Ben de seni seviyorum" der
Aradan zaman geçer ve çiçek yine
"Seni seviyorum" der Su, yine "
Ben de" der.Çiçek, sabirlidir.
Bekler, bekler, bekler...
Artik öyle bir duruma gelir ki

çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya
"Seni seviyorum." der.Su da ona
"Söyledim ya ben de seni seviyorum."
derve gün gelir çiçek yataklara düser.

Hastalanmistir çiçek artik. Rengi solmus
çehresi sararmistir çiçegin.Yataklar dadir artik
çiçek. Su da basinda bekler çiçegin
yardimci olmak için sevdigine...
Bellidir ki artik çiçek ölecektir

ve son kez zorluklabasini döndürerek
çiçek, suya der ki;
"Seni ben,gerçekten seviyorum."
Çok hüzünlenir su bu durum
karsisinda ve son çare olarak
bir doktor çagirir nedir sorun diye...

Doktor gelir ve muayene eder çiçegi.
Sonra söyle der doktor:
"Hastanin durumu ümitsiz artik
elimizden birsey gelmez.
"Su, merak eder, sevgilisinin
ölümüne sebep olan hastalik nedir

diye ve sorar doktora.
Doktor, söyle bir bakar suya ve der ki:
"Çiçegin bir hastaligi yok dostum...
Bu çiçek sadece susuz kalmis, ölümü onun için" der.
iyi akşamlar
Sept. 30
Yüreğimin kıyısına vurdu minicik bir dalga
Tutmalıydım tutamadım kendimi.
Bir canım var; feda etsem sevdamı bilemesin.
Bir acım var anlatsam, önünü göremezsin!
Herkes unuttu gitti; bende unuttum her her şeyi
Bari Bari sen . „

Bir yağmur yanaşıyor gönlümün iskelesine…
Yağmur damlalarının sesi haykırışlar gibi yüreğimi acıtıyor bugünlerde
Gözlerimin önünde yine hayalin
Gözlerini sözlerini, dev gülüşlerini ve boşver demelerini…
Bakışlarını hüznünü neşeni ve bana ben katışlarını unutmadım…
Unutamadım
Gönlümdeki yağmura şimdi rüzgarda eşlik etmekte
Yağmur yalnızlık kokusu getiriyor, rüzgar sensizlik esiyor…
Saatime yüzünü kazıdım
Yelkovanım sana beş var akrebim seni yirmi geçiyor
Çok uzun zamandır zamansız yaşıyorum
Zamanlarım fırtınalı denizlerde zamanlarım gökyüzünde derinlerde
Deniz dalgaları hırçın bu saatlerimde
Dalgalar dev kayalara vuruyor düşüncesizce
Her kükreyen dalga sesinde senin binbir sesin aklımda ve kulaklarımda.
seni baştan başa sen yapan sesin veda edişe beşe kala…
En son kalan bendeki sen…
Gökyüzü renklerim fırtınalı bu saatlerde
Mavi ile gri savaşıyor fütursuzca
Paletimde birbirine karışıp kayıp oluşa karışan renklerimde senin binbir yüzün,
Gözlerimde ve hafızamda sen
Seni sen yapan bakışın veda edişi yirmi geçe…
En son kalan bendeki sen…
Düşüncelerimin arasında kayboluşlara karışıyorum yine…
Yüreğim yoğun kafam karmakarışık…
Sen ilk sevdiğimdin….
İlk sevgililer unutulmazmış
Sen ilk kendimi verdiğimdin
ve kader yolumda derin silinmesi zor izlersin
Ne zaman yüreğimi birine açsam seni hatırlayacağım;
O okyanuslar kadar sırdı diyeceğim
kendime bile itiraf edemediğim rüyamsı gerçeğimdi diyeceğim
Ve işte o zaman bendeki seni rüya yapacağım
bir masal kahramanım olacaksın sevda “gel-gitler”’imde
Özledim seni
Özledim bendeki seni hem de çok
Sen yanımdayken konuşamamayı
sen yanımdayken gözlerimi gözlerinden alamamayı
sanki zamanın kavramını yitirişini
herşeyin başka başka anlamlar taşıdığı anları özledim
Seni sen yapan bizi biz yapan anları ve mekanları unutmadım
Aşkımızın başkentini unutmadım...Unutamadım…
Hiçbirşey hiçbir insan koparamadı beni bu şehirden…
Ama bir gerçek var şimdi aramızda.
Sesizce farkettirmeden aramıza giren
Sesiz yüksek duvarlar ören
Seni benden uzaklaştıran beni karanlık düşlere iten
Ne olduğunu anlayamadığım ve senin nedeni açıklayamadığın
Hiçbir sorumum cevabı yok…
Hiçbir duygu kayıbolmaz durduğu yerde
hiçbir savaşta kayıbolmaz tarih yapraklarından
Hatıralarımdan silinmeyen sen gibi
Bana bir açıklama borcun var en azından
Birşey söyle evet de hayır de
Ama konuş gerçekler ne kadar acı olsada.
Senin tek savaşın kendinle kendinde bugünlerde…
Düşün ama mutlaka düşün bari yüzleş kendi gerçekliğinle…
Tekrar tekrar geçir herkesi tek tek anılarının süzgeçinden.
Mutlaka vardır en azından bir vefa borcun tarih saydıklarından…
Saklandığın boşlukta değil hayat gizlendiğin korkularında senin
Boşluğuna sarıldıkça büyür bütün korkuların
sen o kendi boşluğunun yanı başına gizlenensin….
Nefret sevginin ta kendisidir bazen
Ayrılık da sadakatın ödülüdür bazen
Bazen yarınlar dündür bazen dünler bugün
Ama zaman dün ile yarınlar arasındaki süreyi yaşayanlara aittir
İnsanlar ise vefa ve sevgi ile anılanlara…
Yüreğimde yine yağmur yağıyor
yine lacivert-siyah gecem yalnızlığıma yar
Yine şehrimin kımızı-siyah sokakları bana dar
Hayallerimin üzerinde sert-soğuk rüzğar
Gönül mevsimimde ise hüzüne davet var…

Biter bu yağmur bir gün elbet…
Hep benle beraber unutamadıklarım bulamadıklarım…
Saçlarımda hala rüzgar yüreğimde hala sevdam var…
Bir çocuktum sevmiştim beni ben yapan
Yüreğimize bir yol açan…
Şimdi öyle uzak ki geldiğim yollar….
Karanlık soğuk sokak aralarında o eski çocuk
Bir şarkım var şimdi yalnız dudaklarımda;
“birgün belki hayattan, geçmişteki günlerden bir teselli… “
Sept. 30
hello my friend have a great week
Sept. 30
Can Dostum

Dün gece düşümde can dostu gördüm
Ulu bir çınardan dal verdi bana
Uzandım yüzüne yüzümü sürdüm
Ben zehir istedim bal verdi bana

Dağ yanarsa yağmur çiser mi dedim
Ten yanarsa rüzgar eser mi dedim
Can yağarsa canan küser mi dedim
Çağırdı yanına el verdi bana
Can dostum dostum kül verdi bana

Ben aşkı sırtıma vurdum da geldim
Hasretin acısını çöl verdi bana
Can dostu görünce eridim bittim
Yüreğime ateş kül verdi bana
Can dostum dostum kül verdi bana

Aşk olmazsa kalem yazar mı dedim
Dost olmazsa gönül tozar mı dedim
Hayaloğlu sana kızar mı dedim
Yanağımdan öptü gül verdi bana
Can dostum dostum gül verdi bana
Sept. 28


Dağlarda Kar Olsaydım

Şu dağlarda kar olsaydım
Bir asi rüzgar olsaydım
Arar bulur muydun beni
Sahipsiz mezar olsaydım

Şu yangında har olsaydım
Ağlatıp bizar olsaydım
Belki yaslanırdın bana
Mahpusta duvar olsaydım

Şu bozkırda han olsaydım
Yıkık perişan olsaydım
Yine severmiydin beni
Simsiyah duman olsaydım

Şu yarada kan olsaydım
Dökülüp ziyan olsaydım
Bu dünyada yerim yokmuş
Keşke bir yalan olsaydım

Yusuf Hayaloğlu


Sept. 28
HANGİ DİLDE ANLATSAM SENİ SEVDİĞİMİ

Hangi dilde anlatsam seni sevdiğimi?
Hangi hasret yüklü,yanık türkülerle dile getirsem?
Hangi iç parçalayan,yürek dağlayan,
aşık ozanların şiirlerini okusam
yıldız gözlerine bakarak?



Hangi silinmez kalemle yazsam yüreğine aşkımı?
Hangi dağa,hangi taşa,hangi kağıt parçasına
yazsam sana duyduğum yüce sevdayı?
Hangi yağan deli yağmurda ıslansam
söndürür hasretini?


Hangi rüzgar,hangi tufan kalbimden
söküp atar özlemini?
Hangi su siler bedenimden senin izlerini?
Hangi yoldur ki,yürüdüğümde sonu sana gelmesin?
Hangi içki,hangi kadehtir ki
seni sevdiğimi unutturabilsin bana?
Hangi taze çiçektir sevdam gibi eşsiz kokabilen?


Hangi ulu ağaçtır ki;susuz güneşsiz
büyüyebilsin içimdeki sen gibi?
Hangi hain gece yokluğunu aratmaz bana?
Hangi mehtabın inci kolyesi olan
yıldız,senin gözlerin gibi parlayabilir?
Hangi ressamın ellerinden çıkmış resimdir
ki;içinde sen olmayasın?


Hangi şairin,hangi şiiridir ki;mısralarının
arasında yüzün gizlenmesin?
Hangi sevda koyu olabilir bu kadar?
Hangi gözdür ki;gözlerime değdiğinde
unuttursun bana gözlerinin rengini?


Hangi sıcak avuçtur,ellerime dokunduğunda
yaralarıma ilaç olabilsin sen gibi?
Hangi deprem,hangi afet senin kadar
acıtarak,sızlatarak alabilir canımı?
Hangi ilaçtır tenin gibi şifalı olan?
Ve hangi sevdanın bütün tonları
bu kadar maviye çalabilir ?
Sept. 28
Hayret! Nasıl da ışıldıyor yüreğin
Sen gerçekten kul musun
Sevdanı gördüm gözlerinde
Yoksa ulaşamayacağım nur musun?

Çırpınır güzelliğinin yakamozunda şiirler
Nakarat nakarat yakar bedenimi şarkılar
Mısra mısra, mızrak mızrak
Saplanır gözlerime güzelliğin.

Gülüşün bir çocuğun sevinciyle
Bayram öncesi arifeleri hatırlatır
Öyle özlem, öyle elbise, öyle pabuç
Her açılan kapıda şefkatinle karşılaşmak
Öyle şeker, öyle fıstık; öyle lokum

Hasretinin hararetiyle buğulanmış bir cama,
İsminin baş harfini yazınca büyürüm yeniden
Öyle mecnun, öyle Ferhat, öyle kerem

Sen yüreğimdeki iklimin baharı
Sen lisanı olmayan dillerin alfabesi
Sen, yavan bir hasretin sevda katığı
Sen bir ilâha niyetlendiğim sahurum.

Gitme sakın yüreğimden âşık sana bu şehir

Asılmış suratların boynundaki ilmik
Çatılmış kaşların şakağındaki kurşun
Bükülmüş dudakların isyandaki dilleri
Yokluğunla savaşmanın, çırılçıplak kışı
Hep mahcubiyet doğurur güneş yerine.

Oysa güneşimsin sen
Uslanmaz ki sensiz bu beden
Bir tebessüm et yeter
Bakışındaki nakışa gölge olmam ben.

Sept. 28