|
Yaşaman İçin Ölüyorum..
Bilmiyorum artık hiçbir şeyi, yaşanmışlığın tam kıyısında olup da yaşanacaklara bakıp susmak, boğazında bir sen ile değirmeni öğütüp arşınlamak.. Bilmiyorum dedim ya işte.. Bilmiyorum... Artık hiçbir şeyi bilmiyorum... Bildiğim zamanlarımın sarhoşluğu hala bedenimde, bilinmezlere gidişler kapı eşiğimde... Küçük bir merhabaya kısılıp onun ardına iteklediğimiz ama söyleyemediğimiz, haykıramadığımız, akıtamadığımız o kadar çok çığlığımızı damarlarımızda hisseder iken sadece zorunlu merhabanın istemsiz suskun cevabını verip susmak, susarak konuşmak boynu bükük yüzlerimizle içten içe... Dokunmadan ezberlediğim, görmeden içinde kaybolduğum, tutmadan aktığım "sen" ile susmak içimde yağarak nasıldır biliyor musun? Dudaklarımı kanatırcasına ısırıp "sus" olmak.. Yağmurlar senin ile ılık damlarken tenime artık çığ buzulluğunda vuruyor damarlarıma ve ben her tanesini değdiğinde sen yapıp buharlaştırıyorum soluğumda... Soluk vermek istemiyorum içimde seninle kalıp çimenlerin üzerinde ağustos böceklerini dinlemek istiyorum ama yine kanatırcasına ısırdığım dudaklarım "sus" ları iliştiriyor dolu dolu gözlerime... Bilmiyorum dedim ya hani? Bildiklerimizin çaresizliğinde ölmek var ya hani? İyi olman için ben kendimi öldürüyorum... Çünkü artık "aşk" için son nefesimi seninle vermeye yürüyorum..... yazan cahit akay.. :::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: Hazan Yaprakları Yine batıyor güneş, Nemli gözlerinin elasında. Gökkuşağı gibi bakışların, Batıyor Akdeniz'in ufkunda. Eylül sarısı saçların, Hazan yaprakları gibi, Eser kalmadı, Hazeran gülünden. Renk verir akşam güneşi, Bir zeytin ağacının başucundan. Çatlak dudaklarına nar çiçeği, Yüreğime gül kurusu hüzün düşer. Gülüşün yüreğimi ısıtsın, Bir dal kalmadı tutunacak, Sevdadan başka. Soğudu gülü tutan ellerim. yazan cahit akay :::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: GÖZLERİN Güzel gözlerini alıp karanlıklara hapsettin beni Harab ettin yalnız haylinle dönebildiğim gündüzleri Çekip gitmeden önce güneşimdi gözlerin Şimdi ise aşkın kara pençeli hasreti oldu gözlerin Sözlerin acı sözlerin paramparça tüm umutlar Ne sevgi ne aşk ne de bir tutku kaldı bir tutam Gönlüm derin uykuya çekildi hasretin son bulana kadar Hala o güzel konun var düşlerimde buram buram Bir sesler duyuyorum anlamsız yada az hatırladığım ucu bucağı belli olmayan zifiri karanlıklardan sonummu bu beni ölüme çağıran hep o gözlerin... yazan cahit akay ::::::::::::::::::::::::::::::: iyi günde kötü günde insanın yanında olabilicek sevincini üzüntüsünü paylaşabilecek gerçek dostlar bulmanız dileğiyle sevgiyle kalın allah emanet olun arkadaşlarım hayırlı akşamlar sakın gülmekten vaz geçmeyin bir gülüşünüz dünyaya bedel sevgilerimle
Nov. 9
|
|
|
Sevmek böyle özdeşleşmemeliydi isminle. Ve sen bunca yoğunluklar içinde sıyrılıp sonsuzlaşmamalıydın içimde. Kaçsam bu duygudan, kurtulabilir miyim(?) bilmiyorum. Kurtulmaya çalışsam pesimden gelir mi bu sevgi? Bilmiyorum. Sen bir bilinmez olarak devam edip gidecek... Ne yazık , çok yazık! Ben seni insanlarla paylaşmak istiyorum. Oysa insanlar seni kendilerine ait kılmak istiyorlar. İnsanlar seni benimle paylaşmak istemiyorlar. Korkuyorlar benden. Evet, içimdeki yüceliğini, içimdeki sonsuzluğunu biliyorlar da korkuyorlar benden. Seni benimle paylaştıkları zaman seni çekip alacağımı ve hatta senin kendiliğinden bana geleceğinden korkuyorlar. Ve susmadığım zaman biliyorlar ki sen büyüyeceksin içimde. Benim sözcüklerimle yüz yüze gelmek istemiyorlar onlar. Biliyorlar ki sözcüklerle gelsem sığdıramayacağım seni hiçbir şeye. Ve onlar bütün bütün bunlara rağmen seni küçük sevgileriyle anlatmakla yetiniyorlar. Seni büyülten ve yücelten bir duyguya bir sevgiye karşı durup, onu sindirme cesareti bulamıyorlar kendilerinde ... Ve sen, tüm bu insanlar içinde evet sen bile o küçük hisciklerle yetinmek istiyorsun., istiyorsun çünkü o hisçikleri görüyor, kabulleniyor ama beni farketmiyorsun bile. Düşüncelere sürüklüyor bu beni. İnsanlar evet korkuyorlar ama ya sen? Sende öyle olacaktın? Sende mi onlar gibi olacaksın? Anlamıyorum ya senin korkun nedir! O küçük göllerde yüzmekle yetinip bu koca deryadan neden kaçarsın bilmem? Enginliği ve sonsuzluğu mu seni korkutan, limansızlığı, geriye dönüsü olmamasından mi? Evet, bu yola girersen geriye dönemeyeceğinin korkusunu yaşıyorsun. Oysa ben seni yüreğimin bir yerlerine hapsedecek değilim. Sevgi tutsaklık değildir hiçbir zaman. Sevgi hapsetmez seni yaşatır. Sevgi salar, sevgi özgür kılar sevgi özgür kılar. Aslında sen o küçük hisçik göllerinin içine hapsolmuşsun da, haberin yok be sevgili! Bana gelsen, tutsaklıktan çıkacaksın oysa. Oysa! Biliyorsun iste! Bilsen! Bilsen! Bilsen benimle yeni bir doğuşa varabilirdin. Sevmeden de sevilebileceğini görürdün. Ben seni insanların yasadığı bir yerde bekliyordum... Belki de biliyorsun. Nedir sendeki olup bittiler bilmiyorum ki, bir kerecik olsun bile onlardan sıyrılıp da "SEN DE BENİMSİN" demedin ki bana. Nerden bileyim. Sen benimdin ama ben senin değildim. Sen sana ait olmayanlara sahiplendin, bense yaşadıklarıma. Sen, ah sen! öyle uzaksın ki... Öyle uzaksın ki ey sevgili, SENİN İÇİN ÖLEMİYORUM AMA, SENİN İÇİN YAŞIYORUM
pıran galar ve mavi asalet ^^.. Sende Gİt İstersen FahİŞe GÖnÜllerİn KahpelİĞİ Koymaz Bİze Sende Unut İstersen Bİzİm GÖnÜl FahİŞe DeĞİl Ama Unutani Unuturuz Bİzde Kahpece ..^^ Sevgilim geç kaldın aşka. benide hayata geç bıraktın. yaşayan bir ölüyüm şimdi sensiz, sessiz bu baharda!!! cennetlik duygularla cehennem oldum kaldım yandım yandım... SevgiLim inanmadın A$Ka gerçekle yüzleşince korktun kaçtın yaşayan bir ölüyüm şimdi beni anınca için sızlamazmı!!! hangi yasak iki kalbe bedeldir söyle sitem etsem dünyaya avunmaz kalbim hangi yasak bedeldir ikimizeee en tatlı rüyadan uyandım... YandıM...YandıM...YandıM.. *.-*.-*.-*.-*.-Prangalar Ve Mavi*.-*.-*.-*.-*.- Dilim bağlanmıştı ama Kalbim seni anıyordu, Sen bana ümit vermiştin ama İçimden bir ses ümitlenme diyordu Sen bilmiyordun ama Gözlerimden ince ince yaşlar akıyordu, Sen beni ne kadar sevmiştin bilmem ama Bu yürek seni gökyüzü kadar çok seviyordu.. Neden gökyüzü dedim anladınmı bilmiyorum ama Sevdam gökyüzü kadar mavi kokuyordu. Mavi sen kadar özgürlük oluyor Özgürlük aşka kadar sürüyor Aşk olunca insan esaret altında oluyordu, Şimdi ben sana hem aşık Hemde sende tutsağım, Sana hala gökyüzü kadar aşığım Ve bir o kadarda tutsağım sevdana, Ben anlatamadıysam sen anla artık Ben seni prangaların maviyi sevdiği kadar Çok seviyorum........!
Nov. 7
|
|
|
KOLUMU KESİVER KOMUTANIM ,
Çanakkale’de savaş kızışmıştı ALLAH… ALLAH… nidaları top seslerini bastırıyordu. Çanakkale Savaşların’da kumandanlık etmiş, yaralanmış, emekli bir subay o anda yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor: “Bir aralık yanımda bir ayak sesi duyar gibi oldum. Geriye dönünce, Ali Çavuş ile karşılaştım. Sapsarı olmuş, yüzünden büyük bir ızdırap okunuyordu. Daha neyin var demeden, o her şeyi anlatmaya yetecek olan kolunu bana gösterdi. Dehşetle ürpermiştim. Sol kol bileğinin dört parmak kadar yukurısından aldığı bir isabetle hemen tamamen kopacak bir hizaya gelmiş, eli yere düşmekten, ancak zayıf bir deri parçası alıkoymaktaydı. Ali Çavuş dişlerini sıkarak ızdırabını yenmeye çalışıyordu. Sağ elindeki çakıyı bana uzatarak “şunu hemen kesiver komutanım” dedi. Bu üç kelimelik cümle öyle müthiş bir istek, öyle bir mecburiyet ifade ediyorduki, gayrı ihtiyari çakıyı aldım ve derinin ucundan sallanan eli koldan ayırdım. Bu tüyler ürpertici vazifeyi yaparken, bir şey söylemiş olmak için; “üzülme Ali Çavuş ALLAH vücduna sağlık versin.” diye mırıldandım. O yere düşen elin, elsiz kalan koluna ve bir oluktan boşanır gibi akan kanlara kıymet bile vermiyordu. Gözlerini duman ve ateş içindeki yurt ufuklarına çevirerek”Feda olsun, yeter ki memleket sağ olsun!” diye mırıldandı. Ali Çavuş yalnız elini değil, çok geçmeden hayatını da bu memleket uğruna, bu mukaddes ülkeyi korumak yolunda feda etti. Gözlerini hayata yumarken de aynı kelimeleri tekrarlamış: “ALLAH imandan ayırmasın! Canım vatana feda olsun!” demişti.” RABBİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN AMİN..
Nov. 4
|
|
|
İçi Yalan Dışı Yalan
Her Bakışı Binbir Plan Gül Boyanmış Kara Yılan Abur Cubur Abdullah Etme Dedim Tutma Dedim Dostluğu Unutma Dedim Sana Verdiğim Lokmayı Çabuk Biter Yutma Dedim Abur Cubur Adam Ben Seni Nidem Daha Kendini Bilmezsin Kimdir Yanındaki Madam Bir Elinde Kamerası Sanırsın Film Ağası Her Dolapta Numarası Abur Cubur Abdullah Etme Dedim Tutma Dedim Dostluğu Unutma Dedim Sana Verdiğim Lokmayı Çabuk Biter Yutma Dedim Abur Cubur Adam Ben Seni Nidem Daha Kendini Bilmezsin Kimdir Yanındaki Madam Der Mahzuni Tövbe Olsun Böyle Dost Düşmana Kalsın Şeytanlar Namazın Kılsın Abur Cubur Abdullah Etme Dedim Tutma Dedim Dostluğu Unutma Dedim Sana Verdiğim Lokmayı Çabuk Biter Yutma Dedim Abur Cubur Adam Ben Seni Nidem Daha Kendini Bilmezsin Kimdir Yanındaki Madam
Oct. 31
|
|
|
sementa cadiwrote:
Selamlar...
Seviyeli arkadasliklarin oldugu Kamerali Sesli Eglence Sohbet sitemize sizide davet ediyoruz...Aramiza katilmak istemezmisiniz... http://www.zirveyolu.com http://www.zirveyolu.net
Oct. 18
|
|
|
LULUASOL♥۩♥ ♥ 2 ♥wrote:
(¸.•´♥♥.¸.•´¸.•*´¨) ¸.•*¨) ¸.•´¸.•*´¨) ¸.•*¨)
Feliz Final de Semana / Happy Week ╔══╗ ╚╗╔╝ ╔╝╚╗ (¯`v´¯) ╚══╝ `•.¸.•´ ╔╗╔═╦╦╦═╗ ╔╗╔╗ ║╚╣║║║║╩╣ ║╚╝║ ╚═╩═╩═╩═╝ ╚══╝ Quando estiver em silêncio pensando em alguém, lembre-se que estarei aqui em silêncio pensando somente em você. http://i37.tinypic.com/2ng7bbc.gif Com todo meu carinho With all my affextion http://img79.imageshack.us/img79/2032/bestfriendsluluasolspac.gif Amigos quando não estou aqui ainda assim voce está em meu coração Friends when I am not Here but you always my heart (¯`L´¯) Luz ♥ Light♥ .`•.¸.•´(¯`O´¯) Paz & ♥ Peace &♥ ******.`•.¸.•´(¯`V´¯) Amor ♥ Love♥ ************.`•.¸.•´(¯`E´¯) ******************.`•.¸.•´ ************♥ Hugs n Kisses ♥ ღLULUASOLღ ¸.•´¸.•*¨) ¸.•*¨)
Oct. 15
|
|
|
Zeynel akwrote:
Sevgi Yazalım… Her takvime yaprak yaprak Yıllara sevgi yazalım. Burcu burcu koksun toprak Güllere sevgi yazalım. Bayramlar gelsin sevgiyle İnsanlar gülsün sevgiyle Gönüller dolsun sevgiyle Dillere sevgi yazalım. Aşkla kursun kul yuvayı Yûnus zikretsin Mevlâ’yı Mecnun bulunca Leylâ’yı Çöllere sevgi yazalım. Sevgi meclisine giren Mevlâna’dan feyiz gören Hak’tan alıp, halka veren Ellere sevgi yazalım. Her karış toprağa taşa Edirne, Ağrı’ya, Muş’a Türkiye’mde baştan başa Yollara sevgi yazalım. Sevgi sarsın yeryüzünü Sevgi her işin çözümü Ozanlar çalsın sazını Tellere sevgi yazalım. Hikmet Elitaş SAĞLICAKLA KALIN… ALLAHA EMANET OLUN…
Oct. 13
|
|
|
karamelek ceylanwrote:
:::
Sus Söyleme! Sen istersen kabul et istersen firar et Ben öğrenirim yalnız mutluluğu Küçük bir çocuğun elinden şeker alır gibi Çaldınız benim mutluluğumu Yanağına konan kar tanesi eriyip dudaklarına indiğinde, Hissettiğin o bir damla serinliği benimle paylaşmak istersen, Yönünü rüzgara dön ben o rüzgardayım Tanrının gücüne gitmesin hep isyanları oynuyorum Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç , bir tohumla başlar ; En uzun yolculuklar bir adımla başlar; Gerçek sevgiler ise küçük bir tebessümle başlar. Kimse üstüne alınmasın kendime bir yol arıyorum Kimseye yalan söylemem gerçekleri duymaya gelemem Önce git sonra ben anlarım aklına gelince ayrılık Sus Söyleme! Seni unutmak zor anlatmaksa imkansız, Sen unutuldukca hatırlanan, Anlattıkca bitmeyensin meleğim.. Hiç gücüm yok karşında gerçeği duymaya Yeniden yalnız eski yitirmiş olmaya Alıştım yalnızlığın soğuk makamına Üşümeyim yeter Seni uzaktan sevmeyi, bana bakmadan görmeyi, Seni duymadan dinlemeyi, gözyaşlarımla gülmeyi Ve kavuşmak için sabretmeyi, Her şeyi öğrendim ama sensiz olmayı asla... Sus Söyleme! KARAMELRK CEYLAN
Oct. 10
|
|
|
Bir kadın, evinden dışarı çıkar ve uzun beyaz sakallı üç yaşlı adamın evinin önünde oturduklarını görür. Onları tanımaz. - "Ben sizi tanımıyorum ama aç olmalısınız" der. "Lütfen içeriye gelin ve bir şeyler yiyin." - "Evin erkeği içerde mi?" diye sorarlar adamlar. - "Hayır" der kadın. "O dışarıda." - "Öyleyse içeri gelemeyiz" diye cevap verirler. Akşam olup kadının kocası eve geldiğinde, kadın başından geçenleri kocasına anlatır. - "Git onlara söyle ben evdeyim içeri gelebilirler" der. Kadın dışarı çıkar ve onları içeri davet eder. - "Hepimiz aynı anda içeri girmeyiz." der ya lı adamlar. Kadın öğrenmek ister ; - "Niye giremezsiniz?" Yaşlı adamlardan bir tanesi açıklar : - "Onun adı ZENGİNLİK" der ve bir arkadaşını gösterir, bir diğerini işaret eder,"O BAŞARI", ben de SEVGİ." Sonra ekler ; "Şimdi içeri gir ve kocanla konuş, hangimizi evinizde istersiniz?" Kadin içeri girip söylenenleri kocasına anlatır. Adam duyunca neşelenir. - "Ne güzel!" der, "madem öyle, Zenginliği içeri çağıralım ve evimizi zenginlikle doldursun." Karısı itiraz eder ; - "Canım, niçin başarıyı çağırmıyoruz?" Bu sırada konuştuklarını evin diğer köşesinde bulunan gelinleri duyar. Zıplayarak gelir ve kendi fikrini söyler. -"Sevg'yi çağırsak daha iyi olmaz mı? Evimiz sevgiyle dolar!" - "Gelinimizin önerisini dikkate alalım" der adam karısına. "Dışarı çık ve Sevgiyi bizim misafirimiz olması için davet et." Kadın dışarı çıkar ve üç yaşlı adama sorar ; - "Hanginiz Sevgi? Lütfen içeri gel ve misafirimiz ol". Sevgi ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar. Diğer iki yaşlı adam da onu takip ederler. Kadın şaşırmış bir şekilde Zenginlik ve Başarıya sorar : - "Ben sadece Sevgiyi davet ettim, siz niye geliyorsunuz?" Zenginlik ve Başarı bir ağızdan cevap verirler : - "Eğer Zenginlik ya da Başarıyı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı ama sen Sevgiyi davet ettin. O nereye giderse biz de oraya gideriz. Nerede Sevgi varsa, orada Başarı ve Zenginlik de vardır!" RUZGAR GEZMIS Three passions have governed my life: The longings for love, the search for knowledge, And unbearable pity for the suffering of [humankind]. Love brings ecstasy and relieves loneliness. In the union of love I have seen In a mystic miniature the prefiguring vision Of the heavens that saints and poets have imagined. With equal passion I have sought knowledge. I have wished to understand the hearts of [people]. I have wished to know why the stars shine. Love and knowledge led upwards to the heavens, But always pity brought me back to earth; Cries of pain reverberated in my heart Of children in famine, of victims tortured And of old people left helpless. I long to alleviate the evil, but I cannot, And I too suffer. DEVRIMCI
Oct. 10
|
|
|
mehmet DOĞULUwrote:
EYVAH! SIRTIMDAN VURULDUM
Dostluk; aslında en şeffaf ve en mağrur kelime. Bizlerin “dost” dediğimiz, sağ yanımıza aldığımız ve her fırsatta şefkatli bir omuz saydığımız dostlarımızı seçerken dikkat etmemiz gereken en önemli şey Hak rızası olmalıdır. Zira temelinde hak rızası olmayan paylaşımlara “dostluk” diyemeyiz. Bu olsa olsa menfaat birlikteliğidir ve ilk fırsatta da bu birlik bozulmaya mahkumdur. Hayat denen yolculuğumuzda yaşadığımız olaylarda insanlar ya yanımızda ya karşımızdadırlar. Karşımızda olanlar ile mücadele bir ömür boyu kaçınılmazdır. Ama aslı riskli olanı karşımızdakiler değil yanımızdakilerdir. Zira karşımızdakilerin sıfatı zaten bellidir, nettir. Yanımızda olanların da renkleri net olmalıdır ki ilişkiler sağlıklı olsun.İhanetler yaşanmasın. Yanımızdakilerle mücadele etmek zorunda kalmak yaşanılacak en büyük şanssızlıktır. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” der hükema. Şüphesiz söylenildiği zamanda değeri ne ise günümüzdeki değeri de fazlasıyla öyledir. İnsanı rezil de eden, vezir de eden yanındakiler değil midir? Düşününüz, “dost” dediğinizle birlikte bir yola çıkarsınız. Güven, sadakat, inanç ve samimiyetin esas olduğu bir yoldur bu. Bu menzilde giderken sizin bileğinizdeki güç olmalıdır dostunuz. Canınız sıkıldığında anlamalıdır hal lisanınızdan üzüntünüzü ve siz istemeden gelmelidir vefası en dost şekilde. Ama bütün bunlara rağmen siz dostunuzu her halîkârda yanınızda görmek isterken, o bırakın yanınızda olmayı size inancını dahi sorguluyor ise en kötüsü “ben herkesle iyi geçinmeliyim sen bak başının çaresine” diye düşünebiliyorsa ve bunu yüzünüze vurmaktan zerre kaçınmıyorsa iyisi mi siz boş verin gitsin. Konuşmaya bile değmez çoğu kez böylesi dostluklar. Zira "Her yerde olan hiç bir yerde değildir, bir yönde olan ise her yerdedir…" İşte böylesi durumlarda çok güçlü olmanız gerekir. Aslında bütün ilişkilerinizde güçlü olmanız esastır..Zira dostluklarımızda gidişatı belirleyen en önemli etkendir kendi kişiliğimiz. Güçlü, karakterli, iradeli bir kişiliğe sahip isek doğal olarak yanımıza aldığımız zayıf iradeli, zayıf karakterli kişiler bizi taşıyamayacaklardır. Eğer bu konumdaki dostlarımız bizi ilk fırsatta yapayalnız bırakıp hatta karşımızda yer alıyorlarsa bu aslında onların suçu değildir, onları dost hanesine yazan bizlerin suçudur bana göre. Yani güçlü ve dengeli kişiliğimizin yanlış seçimlerimiz sonucu verdiğimiz fuzuli değerler nispetinde zayıf karakterler bizim için dezavantaj olacaktır. Öyle ki bu tarz kimselerden bir gün radikal bir şekilde zarar görmek kaçınılmazdır. Bu sebeple yanımızda bulunan kişilerin bizi taşıyabilecek kişilerden seçimi çok önemlidir. Eşimiz, arkadaşımız, sevgilimiz, yakınlarımız, pozisyonları ne olursa olsun yanımızdakiler bizleri taşıyamayacak kadar ezik iseler en kolay tarifi ile bir gün bir vefasızlık sonucu yollarımızın ayrılması da kaçınılmazdır. İşte o zaman “Eyvah! Sırtımdan vuruldum” sözü ilk söylenen söz olacaktır. Çünkü yanımızdakilerin bu şahsiyet zayıflıklarını bile bile onlara itimat etmemiz, dost gözüyle güvenmemiz, ve olağan diğer gerçekleri göz ardı etmemiz değil midir bize bu sonu yaşatan şey? Kainatta her şey dengiyle beraberdir. Bizden gidenler de denk olamadıkları için gitmemişler midir? Neden bunu hiç düşünemeyiz? Belki de düşünürüz de yine de vefamız dile gelir, konduramayız dost bildiklerimize. Ama yinede değişmeyen gerçektir benim bunca yıllık hayat tecrübelerimden çıkardığım “Kime iyilik edip samimiyetimi paylaştı isem hep giderken sırtımdan vurdu” ifadesi. Bu benim yanlış dost seçimlerimin bir sonucu olduğu gibi “dost “ libasını giydirdiklerimin cisimlerinden de dar olmalarından kaynaklanmaktadır. Zira onların ezikliklerini, bizi her an satabileceklerini bile bile yıllarca yanımızda taşıyıp en yakınımızda tutuyor isek, sonuçlarından da şikayetimiz yine kendimize olmalıdır diye düşünüyorum. Neticede işte-aşkta-ve diğer kıstaslarda hayata sunumumuzu direkt olarak etkiyen bu dost dediklerimiz, bizden fıtraten ve konum olarak çok uzakta iseler o ilişkinin başarı şansı da yok denecek kadar az değil midir? - Mesela yapılan iyilikler her fırsatta önünüze getiriliyorsa bu ilişkinin adı dostluk olabilir mi? - Ya da sizin en çok ihtiyaç duyduğunuz anda sizden günlerce kaçanlar ne derece dostunuzdur? - Peki sizin onurunuzu zedeleyenlerle bile bile dostluk gösterilerinde bulunanlar aynı anda size ne kadar dostturlar ve ve dostlukları ne derece güvenilirdir?..“Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan da hiçbir yerde değildir” denilmez mi o zaman. - Peki ya yanınızda sandığınız bu kişi bu desteğini her fırsatta bir kayıp olarak düşünüyorsa? Bu çizgiler uzadıkça uzar, gider… Gider de biz de saflığımızla, kalakalırız bir başımıza. Ama her şeye rağmen aynalara baktığımızda vicdanımız çok rahattır, gülümseriz sırf bu yüzden En iyi intikamın vicdan azabı olduğunu düşünerek. Zayıf ta olsalar herkesin sızlayacak bir vicdanı vardır elbet mevcutları oranında. Ve biz yine de mutluyuzdur her şeye rağmen... Çünkü yekünü az ama muhtevası kainatı örten çok nezih dostlarınız vardır. Ve onlar her koşulda sizinle beraberdir. Sizi taşır ve onure ederler gerektiğinde.. Üzüntünüz hafifler.. İçiniz genişler.. her şeyden önemlisi tebessüm edersiniz hayata yeniden hem de eskisinden daha pozitif ve güçlü bir şekilde. İşte şimdi tam da çılgınca bağırmak ve dünyaya meydan okumak zamandır: “Dünyanın en mutlu ve en şanslı insanı benim! Çünkü benim çok değerli dostlarım var !” diye… ............. G Ü N A Y D I N D O S T L A R I M ................
Oct. 10
|
|
|
:::::::::::
Bulutlar geliyor karşıdan koşarcasına; kararmış bulutlar, yanık bulutlar... Gönlümden sel olup taşarcasına, gurbet yollarından dönmüş bulutlar... Hüzünlerle çile yüklenmiş, umuttan yana sisli bulutlar. Şafak vaktinde üç kere, beş kere öpüp, güllerden bir demet yapmıştım avuçlarımda. Ne yazık ki ne söyleyebildim, ne de bir yol bulup gönderebildim sana. Derdiğim güller yerlere düştü, sevincim mum alevi gibi söndü, gül bahçesinden ayrıldığımda... Baktım ki o an, çalı dikenli karanlık bir yoldu uzanan karşımda. Hiç birşey düşünmeden saptım o yola... Üstüm başım berbat, saçlarım darmandağınık, pabuçlarım yırtık, ellerim kan içinde, yürüyordum usul usul zorluklarla. Yorgundum, soluksuzlanmıştım. Artık nice şeylerden geçmiştim, bir damla suydu isteğim... Ne yazık ki bir çeşme bulup, içememiştim... Sonbaharın rengi gibi, sapsarı çilelerle doluydu ömrümün kalan yolu. Gönlümün kızaran semalarında; yalnız bugün değil, dün de olduğu gibi, sevdama kasteden tayfunlar esmekteydi. Derdin bana "gelmek için binbir yol var", var, tabi ki var, var da; töreler gibi engeller de var o yollarda... Sen kış günümde açan, kardelenim bile olamazdın sevdaçiçeğim. Oysa ben yaşların zehir olsa da, gözlerinden "çarem" der içerdim. Duyar mısın feryatlarımı yağmur gözlüm? Bu dünyada değil, öte tarafta da, biriciğim, tek eşim sensin, sen kalacaksın.. Ben sana gelemiyorken, derdiğim gülleri bile sana gönderemiyorken; kararmış, çileler yüklü, umudu sönük, sisli bulutlar gelmekte üzerime, üzerime... Her şeye rağmen, sen gene de sus, bekle beni... Birşey deme, bozma hayallerini, düşlerini de yitirme.. Ne birşey sor yazgıya, ne de söyle... Sus sen, sen söyleme... Nesrin Göçmen This silent While this desperate vaveyla wrap şiirilerimi an autumn night a distant country you away from you in a dungeon I lost ... ... like a phoenix After each fire you are born again of the passion in me I like to spite a darkness of the night leaving a bitter taste in my language Although the name of the wings ... .. This silent While this desperate vaveyla wrap the heart of a poet you captive In a poem about you Senli falls into a dream I lost ... Devrimci Ruzgar GEZMIS
Oct. 6
|
|
|
ÇOK GÖRDÜK
Uğraşman alçaklar beyhude yere, İşkence, zulümü, zamı çok gördük. Kolumuz alıştı paslı zincire, Mahpusu, zindanı, damı çok gördük. Asılsak korkmayız, sürgün az gelir. Zulümü gördükçe bize hız gelir. Aya sürün ulan, dünya vız gelir, Fizan`ı, Yemen`i, Şam`ı çok gördük. Biz medet ummayız vicdanı körden, İsterse kaldıran olmasın yerden, Mücevher de zaten düşmez değerden, Çamuru, çorağı, kumu çok gördük. Bak şu boynuzluya artık şey oldu! Dilim de dönmüyor bilmem ney oldu, Dünkü pezevekler şimdi bey oldu, Ünvanı, şöhreti, namı çok gördük. Arif`im zalime zulümü kalmaz, "Tabutluk" tan geldik bize dert olmaz, Acı patlıcanı kırağı çalmaz, Kederi, tasayı, gamı çok gördük
Oct. 1
|
|
|
Zeynel akwrote:
Dünya sevgi ile döner… Bak efendim bahçe bağa Ekmek ile aşı sevgi Lazım olan ölü sağa Kainatın başı sevgi Dünya sevgi ile döner Ateş sevgi ile söner Severek ölmesi hüner İnsanların eşi sevgi Sofradaki yenen aşın Değirmende dönen taşın Dünyadaki kurdun kuşun Hep hayali düşü sevgi Borani sevgi götürür Meyveyi sevgi yetirir Savaşı sevgi bitirir Kesmez mi dövüşü sevgi Halil Çimen SAĞLICAKLA KALIN… ALLAHA EMANET OLUN… CUMANIZ MÜBAREK OLSUN…
Oct. 1
|
|
|
ครкค รüгցüη уüяєğιмwrote:
ÇIÇEKLE SUYUN HIKAYESI
Günün birinde bir çiçekle su karsilasir ve arkadas olurlar. Ilk önceleri güzel bir arkadaslik olarak devam eder birliktelikleri tabii zaman lâzimdir birbirlerini tanimak için.Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sigmaz artik ve anlar ki, su'ya asik olmustur. Ilk kez asik olan çiçek, etrafa kokular saçar Sirf senin hatirin için ey su" diye... Öyle zaman gelir ki, artik su da içinde çiçege karsi birseyler hissetmeye baslamistir Zanneder ki,çiçege asiktir ama su da ilk defa asik oluyordur Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba Su beni seviyor mu?" diye düsünmeye baslar.Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek,aliskin degildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der Su, yine " Ben de" der.Çiçek, sabirlidir. Bekler, bekler, bekler... Artik öyle bir duruma gelir ki çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." derve gün gelir çiçek yataklara düser. Hastalanmistir çiçek artik. Rengi solmus çehresi sararmistir çiçegin.Yataklar dadir artik çiçek. Su da basinda bekler çiçegin yardimci olmak için sevdigine... Bellidir ki artik çiçek ölecektir ve son kez zorluklabasini döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karsisinda ve son çare olarak bir doktor çagirir nedir sorun diye... Doktor gelir ve muayene eder çiçegi. Sonra söyle der doktor: "Hastanin durumu ümitsiz artik elimizden birsey gelmez. "Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalik nedir diye ve sorar doktora. Doktor, söyle bir bakar suya ve der ki: "Çiçegin bir hastaligi yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmis, ölümü onun için" der. iyi akşamlar
Sept. 30
|
|
|
Yüreğimin kıyısına vurdu minicik bir dalga
Tutmalıydım tutamadım kendimi. Bir canım var; feda etsem sevdamı bilemesin. Bir acım var anlatsam, önünü göremezsin! Herkes unuttu gitti; bende unuttum her her şeyi Bari Bari sen . „ Bir yağmur yanaşıyor gönlümün iskelesine… Yağmur damlalarının sesi haykırışlar gibi yüreğimi acıtıyor bugünlerde Gözlerimin önünde yine hayalin Gözlerini sözlerini, dev gülüşlerini ve boşver demelerini… Bakışlarını hüznünü neşeni ve bana ben katışlarını unutmadım… Unutamadım Gönlümdeki yağmura şimdi rüzgarda eşlik etmekte Yağmur yalnızlık kokusu getiriyor, rüzgar sensizlik esiyor… Saatime yüzünü kazıdım Yelkovanım sana beş var akrebim seni yirmi geçiyor Çok uzun zamandır zamansız yaşıyorum Zamanlarım fırtınalı denizlerde zamanlarım gökyüzünde derinlerde Deniz dalgaları hırçın bu saatlerimde Dalgalar dev kayalara vuruyor düşüncesizce Her kükreyen dalga sesinde senin binbir sesin aklımda ve kulaklarımda. seni baştan başa sen yapan sesin veda edişe beşe kala… En son kalan bendeki sen… Gökyüzü renklerim fırtınalı bu saatlerde Mavi ile gri savaşıyor fütursuzca Paletimde birbirine karışıp kayıp oluşa karışan renklerimde senin binbir yüzün, Gözlerimde ve hafızamda sen Seni sen yapan bakışın veda edişi yirmi geçe… En son kalan bendeki sen… Düşüncelerimin arasında kayboluşlara karışıyorum yine… Yüreğim yoğun kafam karmakarışık… Sen ilk sevdiğimdin…. İlk sevgililer unutulmazmış Sen ilk kendimi verdiğimdin ve kader yolumda derin silinmesi zor izlersin Ne zaman yüreğimi birine açsam seni hatırlayacağım; O okyanuslar kadar sırdı diyeceğim kendime bile itiraf edemediğim rüyamsı gerçeğimdi diyeceğim Ve işte o zaman bendeki seni rüya yapacağım bir masal kahramanım olacaksın sevda “gel-gitler”’imde Özledim seni Özledim bendeki seni hem de çok Sen yanımdayken konuşamamayı sen yanımdayken gözlerimi gözlerinden alamamayı sanki zamanın kavramını yitirişini herşeyin başka başka anlamlar taşıdığı anları özledim Seni sen yapan bizi biz yapan anları ve mekanları unutmadım Aşkımızın başkentini unutmadım...Unutamadım… Hiçbirşey hiçbir insan koparamadı beni bu şehirden… Ama bir gerçek var şimdi aramızda. Sesizce farkettirmeden aramıza giren Sesiz yüksek duvarlar ören Seni benden uzaklaştıran beni karanlık düşlere iten Ne olduğunu anlayamadığım ve senin nedeni açıklayamadığın Hiçbir sorumum cevabı yok… Hiçbir duygu kayıbolmaz durduğu yerde hiçbir savaşta kayıbolmaz tarih yapraklarından Hatıralarımdan silinmeyen sen gibi Bana bir açıklama borcun var en azından Birşey söyle evet de hayır de Ama konuş gerçekler ne kadar acı olsada. Senin tek savaşın kendinle kendinde bugünlerde… Düşün ama mutlaka düşün bari yüzleş kendi gerçekliğinle… Tekrar tekrar geçir herkesi tek tek anılarının süzgeçinden. Mutlaka vardır en azından bir vefa borcun tarih saydıklarından… Saklandığın boşlukta değil hayat gizlendiğin korkularında senin Boşluğuna sarıldıkça büyür bütün korkuların sen o kendi boşluğunun yanı başına gizlenensin…. Nefret sevginin ta kendisidir bazen Ayrılık da sadakatın ödülüdür bazen Bazen yarınlar dündür bazen dünler bugün Ama zaman dün ile yarınlar arasındaki süreyi yaşayanlara aittir İnsanlar ise vefa ve sevgi ile anılanlara… Yüreğimde yine yağmur yağıyor yine lacivert-siyah gecem yalnızlığıma yar Yine şehrimin kımızı-siyah sokakları bana dar Hayallerimin üzerinde sert-soğuk rüzğar Gönül mevsimimde ise hüzüne davet var… Biter bu yağmur bir gün elbet… Hep benle beraber unutamadıklarım bulamadıklarım… Saçlarımda hala rüzgar yüreğimde hala sevdam var… Bir çocuktum sevmiştim beni ben yapan Yüreğimize bir yol açan… Şimdi öyle uzak ki geldiğim yollar…. Karanlık soğuk sokak aralarında o eski çocuk Bir şarkım var şimdi yalnız dudaklarımda; “birgün belki hayattan, geçmişteki günlerden bir teselli… “
Sept. 30
|
|
|
hello my friend have a great week
Sept. 30
|
|
|
Can Dostum
Dün gece düşümde can dostu gördüm Ulu bir çınardan dal verdi bana Uzandım yüzüne yüzümü sürdüm Ben zehir istedim bal verdi bana Dağ yanarsa yağmur çiser mi dedim Ten yanarsa rüzgar eser mi dedim Can yağarsa canan küser mi dedim Çağırdı yanına el verdi bana Can dostum dostum kül verdi bana Ben aşkı sırtıma vurdum da geldim Hasretin acısını çöl verdi bana Can dostu görünce eridim bittim Yüreğime ateş kül verdi bana Can dostum dostum kül verdi bana Aşk olmazsa kalem yazar mı dedim Dost olmazsa gönül tozar mı dedim Hayaloğlu sana kızar mı dedim Yanağımdan öptü gül verdi bana Can dostum dostum gül verdi bana
Sept. 28
|
|
|
karamelek ceylanwrote:
Dağlarda Kar Olsaydım Şu dağlarda kar olsaydım Bir asi rüzgar olsaydım Arar bulur muydun beni Sahipsiz mezar olsaydım Şu yangında har olsaydım Ağlatıp bizar olsaydım Belki yaslanırdın bana Mahpusta duvar olsaydım Şu bozkırda han olsaydım Yıkık perişan olsaydım Yine severmiydin beni Simsiyah duman olsaydım Şu yarada kan olsaydım Dökülüp ziyan olsaydım Bu dünyada yerim yokmuş Keşke bir yalan olsaydım Yusuf Hayaloğlu
Sept. 28
|
|
|
mehmet DOĞULUwrote:
HANGİ DİLDE ANLATSAM SENİ SEVDİĞİMİ
Hangi dilde anlatsam seni sevdiğimi? Hangi hasret yüklü,yanık türkülerle dile getirsem? Hangi iç parçalayan,yürek dağlayan, aşık ozanların şiirlerini okusam yıldız gözlerine bakarak? Hangi silinmez kalemle yazsam yüreğine aşkımı? Hangi dağa,hangi taşa,hangi kağıt parçasına yazsam sana duyduğum yüce sevdayı? Hangi yağan deli yağmurda ıslansam söndürür hasretini? Hangi rüzgar,hangi tufan kalbimden söküp atar özlemini? Hangi su siler bedenimden senin izlerini? Hangi yoldur ki,yürüdüğümde sonu sana gelmesin? Hangi içki,hangi kadehtir ki seni sevdiğimi unutturabilsin bana? Hangi taze çiçektir sevdam gibi eşsiz kokabilen? Hangi ulu ağaçtır ki;susuz güneşsiz büyüyebilsin içimdeki sen gibi? Hangi hain gece yokluğunu aratmaz bana? Hangi mehtabın inci kolyesi olan yıldız,senin gözlerin gibi parlayabilir? Hangi ressamın ellerinden çıkmış resimdir ki;içinde sen olmayasın? Hangi şairin,hangi şiiridir ki;mısralarının arasında yüzün gizlenmesin? Hangi sevda koyu olabilir bu kadar? Hangi gözdür ki;gözlerime değdiğinde unuttursun bana gözlerinin rengini? Hangi sıcak avuçtur,ellerime dokunduğunda yaralarıma ilaç olabilsin sen gibi? Hangi deprem,hangi afet senin kadar acıtarak,sızlatarak alabilir canımı? Hangi ilaçtır tenin gibi şifalı olan? Ve hangi sevdanın bütün tonları bu kadar maviye çalabilir ?
Sept. 28
|
|
|
suleyman unalwrote:
Hayret! Nasıl da ışıldıyor yüreğin
Sen gerçekten kul musun Sevdanı gördüm gözlerinde Yoksa ulaşamayacağım nur musun? Çırpınır güzelliğinin yakamozunda şiirler Nakarat nakarat yakar bedenimi şarkılar Mısra mısra, mızrak mızrak Saplanır gözlerime güzelliğin. Gülüşün bir çocuğun sevinciyle Bayram öncesi arifeleri hatırlatır Öyle özlem, öyle elbise, öyle pabuç Her açılan kapıda şefkatinle karşılaşmak Öyle şeker, öyle fıstık; öyle lokum Hasretinin hararetiyle buğulanmış bir cama, İsminin baş harfini yazınca büyürüm yeniden Öyle mecnun, öyle Ferhat, öyle kerem Sen yüreğimdeki iklimin baharı Sen lisanı olmayan dillerin alfabesi Sen, yavan bir hasretin sevda katığı Sen bir ilâha niyetlendiğim sahurum. Gitme sakın yüreğimden âşık sana bu şehir Asılmış suratların boynundaki ilmik Çatılmış kaşların şakağındaki kurşun Bükülmüş dudakların isyandaki dilleri Yokluğunla savaşmanın, çırılçıplak kışı Hep mahcubiyet doğurur güneş yerine. Oysa güneşimsin sen Uslanmaz ki sensiz bu beden Bir tebessüm et yeter Bakışındaki nakışa gölge olmam ben.
Sept. 28
|